Neoliberal dönem hangi perspektiften okunursa okunsun, geniş kesimler üzerindeki olumsuz etkileri ve kapitalizmde krizlerin sürekli tekrar edeceği gerçeği bilindik bir durumdur. Hegemon güç odaklarının ana amacı ise biz ne yapabiliriz de bu krizi önleyebiliriz ve nasıl bu düzeni sürdürebiliriz sorusuna yanıt bulmaktır. Elbette bu kadar basite indirgemek bütün literatüre haksızlık olarak algılanabilir ama yazının konusu gereği çerçeveyi şimdilik bu şekilde çizmek daha makul görünüyor.

Kapitalizmin hikâyesini sürdürmesinin yolu da sistemin gerekliliklerini sağlayacak düzenlemeleri yaparak toplumsal normların tamamını yıkmak ve yeni bir denklem yaratarak her şeyi ‘sorunsuz’ hale getirmektir. Bireyin de, sivil toplum kuruluşlarının da, sokaktaki ağacın da geleceği bu düzenlemelerle belirlenmek istemektedir. 70 sonrası dünya düzenindeki bir diğer tartışma ise hangi aktörün hegemon olduğu noktasıdır. Çift kutuplu soğuk savaş, sonrasında tek kutup dönemi ve bugün çok kutuplu dünya düzeni kapitalist devletler arasında büyük bir rekabete neden olmaktadır. Bu rekabette kazananın kim olduğu veya olacağından çok, yapılan veya yapılacak düzenlemelerin hepsinin yine geniş kesimleri daha prekerleştirmek ve sadece çıkar sağlayanları daha da yükseltmek doğrultusunda üretildiğini hiçbir zaman unutmamak gerekmektedir.

Gelecekte bu düzenin hegemon gücü çabasında olmak isteyen Çin de bu konuda bir düzenlemeyi yakında hayata geçirecek. Kalkınma hayallerinin bir parçası olarak toplumsal yapıyı dönüştürmeyi hedefleyen Çin, Sosyal Skor adı verilen bir sistem ile halkını yönetme çabasına girecek. Sosyal Skor sistemi ile ilgili bazı tanımlar yapıldığında izleyen herkesin aklına şüphesiz Black Mirror dizisinin üçüncü sezon birinci bölümü Nosedive gelmiştir. Foucault’un tanımladığı gözün iktidarı kavramına taş çıkaracak cinsten planlanan bu uygulamada her bireyin bir skoru olacak. Vatandaşlar mobil bir yazılım üzerinden takip edilerek yasal ve ahlaki normlarına göre puanlandırılacak ve aldığı puanla A, B, C ve D kategorilerinden biri ile tanımlanacak. A sınıfına girecek olanlar toplumda ayrıcalıklı bir konuma sahip olacak. İş bulmada kolaylık yaşayacak, iyi okullara gidebilecek, bankalardan alacağı kredi notu yüksek olacak ve istediği eğlenceli etkinliğe kolayca gidebilecek. D sınıfında olanların yaşayabileceklerini ise tahmin ediyorsunuzdur. Devlet sosyal skor uygulamasını e-ticaret sitelerinden çöpçatan sitelerine kadar hayatın tamamına yayacak. D sınıfındaysanız uçak ve trene bile binemeyeceksiniz. Sistem bu haliyle başlıbaşına bir felaket niteliğinde. Gözetim yoluyla zaten global, yerel her alanda fişleme mümkünken ve bunun her alanda yarattığı tahribat tartışılırken bunu çok daha farklı bir konuma taşımak önemli bir direnim noktasının dinamiğini de beraberinde getirmelidir.

Gelelim bu noktada ele alınması gereken, haberin bir başka noktası. Bu uygulama şu anda gönüllülük esası ile işliyor. Yani online bir oyunun açık betasını oynar gibisiniz, puanları biriktirip terfi edebilirsiniz, belki beta versiyonu olduğu için ceza da yoktur bu dönemde. Buradaki gönüllülük ise Lippman, Chomsky ve Herman’ın ele aldığı rıza üretimi kavramını akla getirir cinsten. A sınıfında olmak gerçekten büyük ayrıcalıklara sahip. İstediğiniz işe, istediğiniz arabaya sahip olacaksınız ve diğerlerinden üstün olacaksınız. Tam da kapitalizmin istediği insan modeline bürüneceksiniz. Orwell’in 1984’te çizdiği sert sınırların, rıza unsuru ile hayatımıza geçirilmesine şahit oluyoruz. Tıpkı Zamyatin’in Biz’inde olduğu gibi, belki de savaşlardan, felaketlerden ve kıtlıklardan bizi koruyacak bir sistem inşa ediliyor.

Günümüzde ister işçi sınıfı ile tanımlayın ister prekerleşme ile zaman zaman görünen, bazen de görünmeyen ‘göz’ ile gitgide fakirleşen bir güruh halini alıyoruz. Tüm dünyada gitgide büyüyen ırkçılaşan, sertleşen iktidar tabloları yeni gözetim modelleri ile bir kez daha düzenleme döneminin kapısını aralıyor. Bir tablo düşünün; bu yazıyı cep telefonunuz ya da bilgisayarınızdan dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir ofiste, koltuğunuzda oturarak okuyorsunuz. Sağınıza, solunuza bakın örgütlenmemiş, suskun, depresif, şirketinin verdiği talimatları yerine getirmek dışında başka seçeneği olmayan, her an kapıda duran işsiz ordusu ile tehdit edilen arkadaşınıza ve hatta kendinize bakın. Ve şimdi hayal edin, tüm kuralları yerine getiriyorsunuz ve size çizilen hiçbir sınırın dışına çıkmıyorsunuz. Her gün 9’da işe geliyor, 19’da çıkıyorsunuz. Talimatlara itiraz etmiyorsunuz. Yeni bir kural geliyor, koşulsuz kabul ediyorsunuz. Önünüze ne konursa, o size yetiyor. Bu tabloya bir de bunun karşılığında size ‘ödül’ verildiğini düşünün. Sistem sadece daha bağlı, daha iyi olanı ödüllendiriyor, olan bu… Belki şunu diyebilirsiniz zaten hayat bu değil mi? Yarın 20’de çık diyebilir patronunuz ya da yarın bambaşka bir talimat gelebilir masanıza veya hayatınıza. Bunu asla unutmamak gerekir. Bir de şunu düşünün; attığınız bir sosyal medya iletisi tüm bunları yok edip sizi D sınıfına atabilir. Belki B sınıfındaki kıskanç arkadaşınız, A sınıfında bulunan kişiyi ihbar eder ve bunun karşılığında o A sınıfına yükselirken, sizi de D’ye gönderir. Bu işlerin sonu pek de belli olmaz…

Çin’de uygulanan ve Batı’nın da alıcı gözle inceleyeceği sistem yakında hayata geçecek. Yarın Çin’de, öbür gün senin benim mahallemde. Gözetim, prekerleşme ve gitgide düşen yaşam seviyelerinde bu bir değil birkaç adım daha fazlası. Bu sistemin hayata geçmesi, bugün yapılması mümkün olmayan ve zora düşen her işi daha da büyük kaosa sürükleyecek. Yapılması gereken şey, buna en yüksek sesten kitlesel itirazlar etmektir. Toplumların normları, ahlakları neye göre belirlenir? Kim hangi kurala göre puanlanır, kim cezalandırılır? Sistemin bu düzenlemesi de direnen ve mücadele eden sınıflara biraz daha direnim gücü katacaktır. Buna itiraz etmek büyük bir gerekliliktir.

Bu yazı 15 Kasım 2017’de Journo.com.tr‘de yayınlanmıştır.

İçeriklerimize destek olun!