1995’te, Nicholas Negroponte çılgın teknolojik gelişmeleri ele alan “Dijital Olmak”ı yazdığında yüz tanıma teknolojisi o gün için bir hayaldi. Biraz da olsa gerçekleşebileceğini düşünmüş olsa gerek şu cümleleri söylemişti:

“Bilgisayarınız kesinlikle, yüzünüzün efektlerini, size özgün karakteristik ifadeleri anlayabilmeli. Yüzünüzün tanınması ve ifadelerin anlaşılması teknik açıdan mükemmel bir sıçrama olur.  En azından belli aşamalarda bir ilerleme sağlanabilir. Bilgisayarınız uygulamaları evrendeki diğer bir canlının değil, sizin çalıştırdığınızı anlayabilir.”

2018 yılında bu metne bakınca, aslında bu bir kehanet gibi duruyor. Geçen yıl Apple’ın yeni telefonu iPhone X, tanımlandığı kişinin ona bakarak kilidini açabileceği bir kamera ile geldi. Yüzünüz artık sizin şifreniz oldu.

Haliyle yüz tanıma sistemi artık pek çok alanda kullanılmaya başlandı. Örneğin bu sistem Amerika Birleşik Devletleri’nde yolcuların kimliklerinin belirlenmesi için kullanılıyor. Geçtiğimiz aylarda Maryland’da bir gazeteye yapılan ve beş kişinin öldürüldüğü saldırıda katili belirlemek ve yine Rus çift taraflı ajanı Sergei Skripal ve kızı Yulia’nın Birleşik Krallıkta zehirlenmesinde iki şüphelinin tespiti için kullanıldı. Teknoloji şirketleri yüz tanıma yazılımını başka alanlarda da uygulamaya çalışıyor, mesela görme engelli bir insanın fotoğraftakil yüzleri tanıması, hatta kendisi ile birlikte aynı odada bulunanları “görebilmesi için çabalıyor. Bankalar ise kredi kartı kullanımında yüz tanıma ile onay vermeyi bir sonraki adım olarak görüyor.

Elbette yüz tanıma sistemi yanlış şekillerde de kullanılabiliyor.

Microsoft’un Hukuk İşlerinden Sorumlu Başkanı Brad Smith, “Hükümetin geçtiğimiz ay boyunca gittiğiniz her yeri sizden izin almadan veya bilginiz olmadan takip ettiğini düşünün” diyerek yüz tanıma sistemi konusunda yasal bir düzenleme çağrısı yapıyor. “Konuşma özgürlüğünün vurgulandığı bir ortamda, bir politik mitinge katılan herkesin bilgilerinin kaydedildiğini düşünün.” Ya da hiç düşünmeyin, doğrudan Çin’i örnek alalım, bazı şehirlerde kameralar tren istasyonlarında Çin’in en çok arananlarını tarıyor. New York Times’ın bir haberinde yer alan bilgiyi düşünün; “Billboard büyüklüğündeki ekranlarda yaya kırmızı ışığına uymayanların yüzleri ya da borçlarını ödeyemeyen insanların sergilenmesi”. Yüz tanıma sistemi Çin’de bir azınlık halinde olan Uygur Müslümanlarının arkadaşları ve aileleri ile ilişkilerini takip etmek için bile kullanılıyor.

Şüphesiz Microsoft’tan Brad Smith’in yönelttiği (Bu teknolojide sınır ne olmalı? Kim kontrol etmeli?) sorular, yüz tanımanın dünya çapındaki etkisi ve koşullarını ortaya koyuyor. Fakat, Smith’in dikkat etmediği ama Negroponte’nin 20 yıl önce sorduğu bir soru var: Bilgisayarlarımızın bizi “gördüğü” zaman “tanıması” ne anlama geliyor?

Başka bir deyişle, yüz tanıma gerçekte bizim yüzümüze ne yapıyor?

***

Geçen yaz, Fransız sanatçı Raphaël Fabre, yüzünün tamamen bilgisayar tarafından oluşturulmuş modeli ile Fransa’nın yasal kimlik kartına hiç sorun olmadan başvurabildi. Vice’da yer alan habere göre, Fabre “portresini Blender ve TurboSquid gibi programlarla ve filmlerde ya da oyunlarda gördüğümüz özel efektlerle, 3D obje olarak yer alacak şekilde tasarladı. Dijital bir şekilde de insan yüzünün 2D modelini oluşturdu.” Biraz incelendiğinde Fabre’nin yarattığının fotoğraf olmadığı şüphesiz bir gerçekti. Ama yakından incelendiğinde…

Fabre, Vice’a yaptığı açıklamada amacının görsel ile ilişkimizi ortaya koymak olduğunu söyledi. “İnsan gözünün sınırları ya da şiirsel olarak yorumlanması, kurgunun ve teknolojinin gücü… Değiştirilmiş, dijitalize edilmiş vücutlar ve basitçe imgelenmiş şeyler tarafından kuşatıldık. Dünyamız dijital bir imge halini aldı.” Ve Fabre’nin bize gösterdiği (bahsetmeyi ihmal etmeyelim) sadece dünyamız dijital bir imge haline gelmedi, vücutlarımız, hatta biz dijitalleştik.

Yüz tanıma sisteminde kamera, o kadar imgenin içinde nasıl bizi “görebiliyor”? Ona kimin baktığını nasıl anlayabiliyor? Cevap aslında her birimize Fabre’nin kendisine yaptığı çalışmada. Yüzümüzü ve bizi sadece saf bir veriden ibaret görüyor. Evet, yüz tanıma sistemi kamerasının altında hiçbirimiz kendimiz değiliz, dijital bir şekilde render edilmiş yapılarız.

***

Bütün bunlar yüzümüz için ne anlama geliyor?

2012’de Queen’s Universitesi Gözetim Enstitüsü Yöneticisi David Lyon, modern gözetim sistemini anlattığı çalışmasında, “Kişiyi temsil eden bilgi, yalnızca onun bedenine dayanan ve hayattaki şanslarını ve seçimlerini etkileyebilecek “kişisel veri”lerden oluşur.” (Çeviri notu: Yazar bu metni David Lyon’dan alıntıladığını belirtmiş, ancak bu alıntı David Lyon ve Zygmunt Bauman’ın dilimize de çevrilen ve Ayrıntı Yayınevi’nce yayınlanan “Akışkan Gözetim” kitabından alınmıştır.) Girdiğimiz siteler, tarayıcı geçmişlerimiz, Facebook arkadaşlarımız, Twitter iletilerimiz ya da seyahat kayıtlarımız kişisel hayatımıza ilişkin ayrıntılardır. Fakat bir araya getirilseler bile tam bir hikâyeyi anlatmazlar. Ama Lyon, “Bölük pörçük veri kopyaları, hikayesini kendi ağzından anlatmayı tercih eden insandan daha güvenilir hale gelir” demektedir. Beğenin ya da beğenmeyin, inşa ettiğimiz, yarattığımız dünyada veri sizsiniz.

Yüzler her zaman bir kimlik aracı olarak kullanılmıştır. Yasa koyucu ve hükümet insanları sistematik olarak sınıflandırmak ve diğerlerinden ayırmak için yüzleri kullanmıştır. Elbette bu durumlarda sadece yüzünü bilerek bir insan hakkında her şeyi tespit edemezsiniz. Ancak yüz tanıma bunu yapmaktadır: Birinin yüzüne bakarak onu tanımak anlamına gelir. Gözetim kavramı, artık bu olguyu varsayılan olarak kabul ederek kendini inşa etmektedir. Yüzünüz eskiden sizin sırlarınızı saklarken artık buna izin verilmeyecek.

Yine de yüz tanıma sisteminin tanımladığı –veriye dayalı yüz taslağımız- sadece yüzeysel bir imgemiz olabilir. İşte bu yüzden Çin’in gözetimi ile ilgili öğrendiklerimiz, küçük suçluların bile yüzlerinin halka gösterilmesi bizde adaletsizlik ve korku hissini yaratır. Çünkü bütün hikâyeyi bilmiyoruz. Bu insanlar neden kurallara uymuyor bilmiyoruz.

Sonuç olarak, yüz tanıma bize ilişkin detayları çalıyor. Yüzümüzü pürüzsüz ve bire bir modelleyerek, derinliği olmayan bir imge yaratıyor. Yüzümüze ilişkin birçok detay yüzeyselleşiyor. Yüzümüz, temsil ettiği hayattan ufak bir detayla ayrılıyor. Çünkü, isimlerimizden bağımsız olarak yüzlerimiz (en azından şimdilik) kalıcı özelliklerimizi barındırıyor. Onu iyi ya da kötü kullanmak isteyecek hiç kimseden asla saklayamayız. Kısacası, yüzlerimiz insani bir yapıdan çok –yani birbirimizi anlama ve empati kurma aracı- Negroponte’nin öngördüğü gibi basit bir bilgi işlem aracı olacak. Yüz tanıma sisteminin yer aldığı dünyada yüzlerimiz ilerde birer arayüz halini alacak. Zamanla, bir “görüntü”ye dönüşecek.

Bu yazı Emre Saklıca tarafından çevrilmiştir.

 

İçeriklerimize destek olun!